21st
Buraların yabancısıyım (1): He-ce-le-me
İlkokul birinci sınıfa yaklaşık 90 kişilik bir ekiple başladık biz. Bunun en büyük nedeni, nesiller boyu ün toplamış şahane hocamız Hatice Uğur’du tabi ki. Sonradan gün geçtikçe, bir takım insanlar ayrıldı sınıftan, biz de sonunda yaklaşık 70 kişiye kadar düştük.
Bu kadar kişinin eş zamanlı tükettiği oksijen yetersizliğinden olsa gerek, başlarda pek de verimli bir dönem geçirmedik. En azından bu kalabalık sınıfın en son okuyan insanı olan benim için, işler hiç de iyi gitmiyordu: doğru düzgün okuyamasam da, motivasyon için bir kırmızı kurdele takılması teklif edilmiş, ama birkaç hafta önceden kurdele statüsünü kazanmış öğrenciler, atacağı havayı atmış, hatta bunlar artistlik olsun diye kurdeleyi çıkarmaya bile başlamışlardı.
İşte ta o zamanlardan başladı benim odama kapanma alışkanlığım. Annemle babamın artık tahammülü kalmadığından, benim amansızca okumaya çalıştığım ince kitabımı alıp, yatağın altına vucüdumun %80’ini sokmak suretiyle kendi kendime depresif bir şekilde takılmama izin verdikleri zamanlardı o günler. Sonra güç bela okumayı çözdüm.
Ama asıl dert ondan sonra başladı: bir türlü okuduğum şeyleri heceleyemiyordum. Hala çok net aklımdadır o anlar, anneme babama gidip, bir şeyleri hecelemelerini isteyip, sonra da nasıl olup da bu işi becerebildiklerini sormam; onların da bana: “e heceliyorsun işte, bir olayı yok ki!” demeleri. Arkadaşlarım da aynıydı, sanki doğuştan bu yetiye sahiplermiş gibi çatır çatır duyduğu/okuduğu ne varsa heceliyorlardı, ama bir kişi çıkıp da bana şu işin mantığını anlat(a)madı.
Yine haftalar geçti, benim beynimin içindeki destek vektör ünitesi bir şekilde yolunu buldu, heceleme algoritmasını yazdı kafadan, ben de zafer sarhoşluğuyla bu konunun üzerine hiç gitmedim ondan sonra. Fakat geçenlerde (ki artık 24 yaşında eşek kadar herif oldum), kafamı derse yormak istemediğim bir vakit, elime kağıt kalem alıp bu işin mantığını çıkarmaya çalıştım kafamdan ve gördüm ki üç-beş güzel kural eşliğinde bu iş pek güzel bilgisayarlara bile yaptırılabilirdi. Çok geçmedi, algıda seçicilik sağ olsun, Matematik Dünyası’nın eski bir sayısında karşılaştım tam algoritmayla; benimkinden çok daha iyi ve aklıma gelmeyen sorunları da tınmadan halledebilen güzel bir çözümdü. Keşke birisi bana ilkokul aklımla bile, bu işin bir mantığı olduğunu söyleseydi en başından.
Şimdi anlıyorum ki, üniversite yıllarına kadar hep benzer bir sorundan çuvallamışım, takılıp durmuşum: adama doğru düzgün neyin nasıl yapılacağını öğretmiyorlar, sadece tepeden inme bir oldu-da-bitti metodu takip ediyorlar; evet, bu onlar geniş bir genelleme ile tüm öğretim görevlilerine geliyor. Son birkaç senedir bu işi kendi başıma yapmayı öğrendim de huzura erdim, yine de hala şaşırıyorum bir şey öğretmek isteyenlerin tavırlarına: sanki insanlığın en önemli sırrıymış gibi saklıyorlar, genel kalıplarıyla öğrenme yöntemlerini. Ayıp.
Buraların yabancısıyım (1): He-ce-le-me
Buraların yabancısıyım (2): Kızlar
Buraların yabancısıyım (3): Nefes
Buraların yabancısıyım (4): 2^100
Buraların yabancısıyım (5): Alt-üst
Buraların yabancısıyım (6): Son

